Switch’in hibrit yapısı ile oyunun huzur dolu atmosferi birleşince ortaya gerçekten rahatlatıcı bir deneyim çıkıyor. Pandemi döneminde dünya çapında patlama yaşayan bu oyun, bugün bile aktif oyuncu kitlesiyle yaşamaya devam ediyor. Yoğun bir iş veya okul gününden sonra biraz kafanı dağıtmak, sakinleşmek, stresini atmak istiyorsan… bu oyun tam olarak oraya oynuyor.
İlk Adımlar: Çadır, Bell ve Büyük Hayaller
Animal Crossing seni daha en başında terk edilmiş gibi görünen bir adaya bırakıyor.
Elinde sadece bir çadır, birkaç eşya ve yanında seni karşılayan birkaç hayvan dostu var.
Ve görev net: Bu adayı yaşanabilir bir yer hâline getirmek.
İlk başlarda sadece küçük bir alanda dolaşabiliyorsun. Ağaçlardan meyve topluyorsun, tarla açıyorsun, kabuk topluyorsun, balık tutuyorsun… Sonra bunları satarak oyundaki para birimi olan Bell kazanıyorsun.
Kazandığın her Bell seni yeni eşyalara, yeni araçlara ve adanın daha fazla bölgesine erişmeye yaklaştırıyor. Bu gelişim hissi inanılmaz tatmin edici.
Üretim ve Gelişim Döngüsü
Oyunun en çekici taraflarından biri şu:
Başına her oturduğunda bir şeyler gelişiyor.
-
Olta yapıyorsun → balık tutuyorsun
-
Merdiven üretiyorsun → yeni bölgelere çıkıyorsun
-
Tarım araçları buluyorsun → adayı düzenlemeye başlıyorsun
-
Yeni tarifler açıyorsun → dekorasyon seçeneklerin artıyor
Bir bakmışsın:
Çadır → Ev olmuş
Boş alan → Bahçeye dönüşmüş
Ada → Minik bir şehir hâline gelmiş
Bu dönüşümü kendi emeğinle görmek çok keyifli.
Zaman Sistemi: Huzur mu, Engelleme mi?
Animal Crossing’in en tartışmalı tarafı kesinlikle zaman mantığı.
Gerçek zamanla ilerliyor.
- Bir bitki ektiysen büyümesi için bekliyorsun
- Yeni bina yapıyorsan ertesi güne kadar sürüyor
- Bazı etkinlikler sadece belli günlerde oluyor
Bu bazıları için huzur verici bir yavaşlık…
…bazıları için ise sabır sınavı.
Switch’in saatini ileri alıp bekleme sürelerini kısaltmak mümkün ama şunu söyleyeyim:
- Kurallara göre oynadığında aldığın tat gerçekten katlanıyor.
- Çünkü gelişimin doğal ilerlemesi oyunu çok daha değerli hissettiriyor.
NPC Arkadaşlar: Hem Tatlı Hem Sinir Bozucu
Oyunun en komik ve aynı zamanda en gıcık taraflarından biri NPC hayvan komşuların.
Bazıları o kadar sevimli ki:
“Ya iyi ki varsın” diyorsun.
Sürekli sana hediye getirenler, tatlı diyaloglar kuranlar, adana iltifat edenler…
Ama bazıları da var ki…
evine izinsiz giren gibi davranıyor
“Bu kıyafet sana hiç yakışmamış” diye trip atıyor
aynı cümleyi 7 kez tekrar ediyor
senden sürekli bir şey istiyor
Bir yandan gülüyorsun, bir yandan:
“Tamam yeter, git artık” moduna geçiyorsun.
Ama işte bu ikilik oyunun karakterini oluşturuyor.
NPC’lerin sevimli ama hafif gıcık olması oyunun ruhunun bir parçası.
Tasarım, Atmosfer ve Nintendo Dokunuşu
Animal Crossing: New Horizons, Nintendo’nun Nintendo EPD ekibi tarafından geliştirildi.
Arkasında Splatoon ve önceki Animal Crossing oyunlarında da görev almış isimler var.
Başındaki isimlerden biri serinin ruhunu yıllardır koruyan Hisashi Nogami.
Bu yüzden oyunun:
-
sıcak atmosferi
-
sevimli karakter tasarımları
-
yumuşak animasyonları
-
minimal ama rahatlatıcı müzikleri
Tamamen Nintendo’nun “iyi hissettiren oyun” geleneğini taşıyor.
Grafiksel olarak gerçekçilik hedeflenmemiş ama stil o kadar iyi seçilmiş ki:
Yıllar geçse bile eskimeyecek bir görünüm sunuyor.
Oyunun Sana Hissettirdiği Şey
Animal Crossing uçsuz bucaksız bir yapım.
Her oturduğunda:
“Biraz daha geliştireyim…”
“Şu alanı da düzenleyeyim…”
“Bugün şu balığı yakalayayım…”
derken zaman akıp gidiyor.
Ve bir gün dönüp adana baktığında: “Bunu ben yaptım.” demenin verdiği o tatmin duygusu mükemmel.
Online Hissiyatı: Yalnız Ada mı, Ortak Tatil Köyü mü?
Animal Crossing’in en güzel yönlerinden biri şu:
Ada senin, evet… ama aslında yalnız değilsin.
Diğer oyuncuların adalarını ziyaret etmek, onların senin adana gelmesi, hediyeleşmek, meyve takası yapmak, birlikte balık tutmak… bunlar oyunu bambaşka bir seviyeye taşıyor.
Bir anda o küçük ada:
- mini bir sosyal alan
- arkadaşlarınla takıldığın bir tatil yeri
- komik anıların olduğu bir buluşma noktası haline geliyor.
Mesela birinin adasına gidip saçma sapan kıyafetlerle dolaşmak, halıya takılıp düşmüş gibi poz vermek, birlikte böcek peşinde koşmak… insanı hem güldürüyor hem de oyuna bağlıyor.
Bazı oyuncularla tanışıp sohbet etmek bile oyunun huzurlu yapısıyla garip şekilde uyum sağlıyor.
Ama bir yandan da şöyle bir durum var:
Online deneyimde herkes çok tatlı değil. Bazıları adanda her şeyi toplamaya çalışıyor, tarım alanını talan ediyor, hediyeyi alıp kaçıyor…
O zaman da: “Ya kardeşim iki armut için yapılır mı bu?” diyorsun. Bu kaos da oyunun tuzu biberi.
Nintendo Switch Online Üyeliği
Gelelim herkesin sorduğu soruya: Online oynamak için Nintendo Switch Online gerekiyor mu?
Cevap: Evet, diğer oyuncularla adaya girip çıkmak istiyorsan şart.
Üyelik olmadan:
başka oyuncuların adalarına gidemezsin
senin adana kimse gelemez
online etkinliklere katılamazsın
Ama şu önemli Nintendo Switch Online çok pahalı bir hizmet değil ve Animal Crossing gibi sosyal yapısı güçlü bir oyunda değerini gerçekten hissettiriyor.
Çünkü oyunun en keyifli anları:
-
arkadaşının adasında moda defilesi yaparken
-
nadir meyve için pazarlık ederken
-
birlikte balık tutup yarış yaparken
-
birinin sana sürpriz hediye bırakmasıyla yaşanıyor.
Bir de şu var:
Online ortamın o sakin, sıcak hissi çok hoş.
Diğer oyunlardaki gibi bağırış çağırış yok, rekabet yok, toksiklik yok.
Daha çok:
“Geldim, çay koy”
havasında bir sosyal deneyim.
Bu da oyunun huzurlu yapısıyla inanılmaz uyumlu.
Sonuç: Değer mi?
Sonuç olarak Nintendo, DS döneminin en sevilen serilerinden birini Switch’e getirerek harika bir iş başarmış.
Oyuna harcadığın zaman gerçekten karşılığını veriyor.
Animal Crossing:
kafa dinlemek isteyenler için mükemmel
yavaş ilerleyen ama ödüllendirici
her gün açma isteği yaratan bir deneyim
adanın gelişimini izlemeyi sevenler için biçilmiş kaftan
Ama:
sabırsız oyuncular için uygun olmayabilir
bekleme mantığı herkese hitap etmeyebilir
Günün sonunda: Bu adada herkes kazanıyor.
Ve belki de bu oyunu bu kadar özel yapan şey tam olarak bu.