Bazen düşünüyorum: Acaba geçmişin distopya yazarları, günümüzde sokakta “Pardon bir şey söyleyebilir miyim?” diyen birine bakmadan yürüyüp gitmemizi hayal etmişler midir? Çünkü bu, bayağı distopik bir kabulleniş aslında.
Duruyorsun, dolandırılma ihtimali aklına geliyor. Durmuyorsun, insanlık dışı bir şey yapmışsın gibi kötü hissediyorsun. Gülümseyip “Teşekkürler, gerek yok” desen, bu kez “Ama lütfen bir saniye, işim için çok önemli” diye ısrar başlıyor. O an hem kendinden hem karşıdan hem de içinde yaşadığın düzenin garipliğinden yoruluyorsun.
En kötüsü de şu: Bu durum artık kimseye garip gelmiyor. Kötülük ihtimalinin, iyi niyet ihtimalinden daha yüksek olduğu bir düzene öyle adapte olduk ki… İnsanlığımızı korumaya çalışırken bile tetikteyiz.
Belki de günümüz distopyası tam olarak böyle bir şeydir: Birbirimizden sakınmamızın normalleştiği, güven duygusunun lüks sayıldığı koca bir şehir sahnesi.