En popüler ve zamanla klasikleşmiş filmlerden biri olan Takers, eminim ki birçoğunuz tarafından hâlâ hatırlanıyordur. Peki filmi bu kadar ünlü yapan ne?
2010'da yayınlanan Takers, “popüler oyuncuları koyalım da herkes gelip izlesin” denmiş bir soygun filmi; ki bu filmi kurtaran tek faktör de oyuncuların bu kadar popüler olması. Filmin ilk fragmanı yayınlandığında hype çok yüksekti. Hollywood'daki en ünlü oyuncuları ve iki büyük hip-hop yıldızını cast etmiş bir aksiyon filmi! Nasıl heyecanlanmazsınız ki? Idris Elba gelmiş geçmiş en saygı duyulan aktörlerden biri, Fast and Furious’tan taze çıkmış Paul Walker, kendince iyi olan ve 2 Fast 2 Furious ile Bad Company’den hatırlayabileceğiniz Michael Ealy, Run It! ile çıkış yapmış, With You ile ortalığı dağıtmış Chris Brown, American Gangster filminden veya What You Know, ASAP şarkılarından hatırlayabileceğiniz T.I. veeee Hayden Christensen! Filmi izlerken yüzüne boş boş baktım, kim olduğunu hatırlamaya çalıştım; Anakin Skywalker’ı oynayan adamı oynatmışlar filmde, daha ne olsun! Yani anlayacağınız, yetenek ortada. Ama asıl önemli olan filmin kendisi. O zaman gerçek soruyu soralım: Film bu oyuncuların hakkın verebilmiş mi?
Öncelikle bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu var: filmin müzikleri. Dünyanın en beş para etmez müzikleri bu filmde. Bu seviyedeki bir iş için müziklere beş kuruş ayırmaz mı insan? Ayırmamışlar. Siz bu filmin müziklerini hatırlıyor musunuz? Ben sizin için cevabı vereyim: Hayır. Hatırlanacak bir şey yok çünkü. Brown ve T.I.’ı cast etmişsin, bir kenara çekip “Kardeş, bize de bir iki müzik yapar mısınız ya?” diyemediniz mi? Kardeşim, bu Sony Pictures filmi; bu adamların yapıp kenara attığı kullanılmamış hiç müzik yok mu diyorsunuz bana?
Filme gelince… Film, Matt Dillon ve Jay Hernandez tarafından canlandırılan Jack ve Eddie isimli iki polis memuruyla başlıyor ama onlara sonra döneriz. Bankada Walker ve Elba’nın oynadığı “G”ordon (filmde G diye sesleniyorlar) ve John karakterleriyle karşılaşıyoruz. Sonrasında Jake ve Jesse onlara katılıyor, profesyonel soyguncular gibi (zaten öyleler) giyinip bankayı soyuyorlar. Jesse çıkarken kameraya bir el hareketi yapıyor ki bu hareket ona sonradan pahalıya patlıyor. Çatıya çıkıyorlar ve orada onları, helikopteri çalan AJ karşılıyor ve kaçıyorlar.
John eve vardığında, ekiplerinin eski üyesi ve hapisten yeni çıkmış Ghost ile karşılaşıyor. Bu elemanın olayı, eski bir soygun sırasında vurulmuş olması ve ekibin onu orada bırakıp kaçması. Ghost da “Kardeş, sıkıntı yok, size sinirli değilim. Hapisteyken Rus bir adamdan bir soygun planı aldım, gelin onu yapalım” diyor, bunlar da tamam diyor. Araya birkaç montaj giriyor, sonra soygunu başarıyla yapıyorlar.
Bir şeyi fark ettiniz mi? O polislerden hiç bahsetmedim. Çünkü bu filmden onları çıkarsanız da hiçbir şey değişmiyor. Elemanların kendi içinde bir hikâyesi var: Jack işini her şeyin önüne koyan otoriter bir polisken Eddie de onun rayında ilerleyen sıkıcı bir aile babası. Hani bir yan hikâye koymuşlar “adamlar daha da sıkıcı ve önemsiz olmasın” diye ama bence başarılı olamamışlar. Eddie’yi zaten öldürüyorlar.
Bahsetmek istediğim bir şey daha var: Filmde kan yok. Ghost’un soygun planını çaldığı Rus herif, ekiple çatışmaya geldiği mekânda AJ ve Rus eleman göğsünden pompalı tüfek mermisi yiyor ama görün bakalım ne yok? KAN! Ne kan, ne kurşun yarası, ne bir delik, ne de yırtılmış kıyafet! Adamların üstü bile zarar görmemiş. Bu arada Anakin abimiz de o çatışmada tabanca mermisiyle vurulup ölüyor ve yerde öyle boş boş tavana bakıyor; ama görseniz “Bu adam vurulmuş” demezsiniz. Peki neden? PG-13 almak için, izleyici kitlesi geniş olsun diye. Saçmalık.
Peki bu Ruslar bunların nerede olduğunu nasıl öğrendi de saldırdı? Ghost bizimkilere ihanet etmiş; aslında onlara kin tutuyormuş, onu bırakıp kaçtılar diye. Filmin sonunda filme hiçbir şey katmamış olan polis abimiz, Ghost ve Gordon havalimanında birbirlerine silah doğrultuyor. Ama dediğim gibi, Jack filmde olmasaydı da aynı senaryo yaşanabilirdi. Polisin orada olması filme hiçbir şey katmıyor, hatta olmasaydı ana karakterlerle daha fazla bağ kurabilirdik. Ayrıca Ghost’un motivasyonu da saçma; grubun açıkça bir kuralı var: Tutuklananla konuşmak yok. Amaç, diğerlerinin de şüphe çekip tutuklanmaması. Ghost da o grupta olduğuna göre bu kurala katılmış biri zaten.
Neyse, sonda herkes birbirine sıkıyor; John gelip Gordon’u kurtarıyor, Ghost ölüyor, Jack vuruluyor falan filan. Filmin ikinci yarısı bayat, hikâyenin kendisi de hep başlangıç seviyesinde kalmış gibi hissettiriyor. Karakterlerle bir türlü bağ kuramıyorsunuz çünkü karakterler doğru düzgün anlatılmıyor; tek özellikleri havalı olmak. Ama tavsiye eder miyim? Evet Arkadaşlarla oturup patlamış mısır yerken izlemelik bir film. Ve okuduğunuzdan anlamış olmanız gereken şeye gelirsek bu filmi popüler yapan tek şey oyuncuları.